Elif ŞahinVIEW PROFILE →
Türkiye kendi yapay zeka yasasına doğru: TBMM raporu, AI Kurumu ve düzenleyici kum havuzları masada
Mart 2026'da TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu'nun 260 sayılı raporu, Türkiye'nin ilk kapsamlı yapay zeka kanunu tartışmasını başlattı. Çerçeve yasa, Türkiye Yapay Zeka Kurumu ve Avrupa Konseyi sözleşmesi önerileri mercek altında.
Türkiye'nin yapay zeka gündemi bugüne kadar büyük ölçüde stratejiler, eylem planları ve veri merkezi yatırımları etrafında şekillendi. Ancak 2026 yılıyla birlikte tartışmanın ekseni belirgin biçimde kaydı: Artık asıl soru yalnızca ülkenin ne kadar hesaplama gücüne sahip olduğu değil, bu teknolojinin hangi hukuki çerçevede kullanılacağı meselesidir.
Bu dönüşümün simgesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde atılan somut adımlardır. Yapay zekanın hukuki statüsü, sorumluluk rejimi ve denetimi gibi başlıklar, ilk kez bu kadar kurumsal bir düzlemde ele alınmaya başlandı ve bu da ülkenin kendi yapay zeka yasasına doğru ilerlediğinin en güçlü işareti olarak yorumlanıyor.
TBMM'nin 260 sayılı raporu
Sürecin dönüm noktası, Mart 2026'da yaşandı. TBMM 28. Dönem Yapay Zeka Araştırma Komisyonu, 260 sayılı bir rapor yayımladı ve bu belge, Türkiye'nin yapay zeka hukuku tartışmasını kapsamlı biçimde ele alan ilk kurumsal parlamento metni olma özelliğini taşıyor. Rapor, dağınık tartışmaları tek bir çatı altında topladı.
Rapor, yalnızca sorunları tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda somut öneriler sunuyor. Bunların başında çerçeve niteliğinde bir Türk yapay zeka kanunu fikri geliyor; yani her ayrıntıyı baştan düzenlemek yerine temel ilkeleri belirleyen, esnek ve zamanla geliştirilebilir bir yasal yapı öngörülüyor.
Metinde öne çıkan bir diğer öneri, bağımsız bir Türkiye Yapay Zeka Kurumu'nun kurulmasıdır. Böyle bir kurumun, teknolojinin denetimi, standartların belirlenmesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi gibi görevleri üstlenerek dağınık yetki alanlarını tek bir merkezde toplaması hedefleniyor.
Kum havuzları ve uluslararası uyum
Rapor, yeniliği boğmayan bir denetim anlayışını da gündeme getiriyor. Bu çerçevede önerilen düzenleyici kum havuzları, girişimlerin ve şirketlerin yeni yapay zeka uygulamalarını kontrollü bir ortamda, sınırlı bir süre ve gözetim altında test edebilmesine olanak tanıyacak bir mekanizma olarak tanımlanıyor.
Bir başka kritik başlık ise uluslararası uyumdur. Komisyon, Avrupa Konseyi'nin yapay zeka çerçeve sözleşmesinin onaylanmasını öneriyor. Bu adım, Türkiye'nin yapay zeka alanındaki küresel norm tartışmalarında masada yer almasını ve düzenlemelerini uluslararası standartlarla uyumlu hale getirmesini sağlayabilir.
Raporda ayrıca fikri mülkiyet alanında veri madenciliğine ilişkin istisnalar, mevcut bazı kurumsal yapıların modernleştirilmesi ve uluslararası muadillerle karşılaştırmalı bir değerlendirme de yer alıyor. Böylece belge, teknik, hukuki ve kurumsal boyutları bir arada ele alan bütüncül bir yol haritası çiziyor.
Yasa boşluğunda geçici çözümler

Buna karşın önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor: 2024 ve 2025 döneminde TBMM'ye birden fazla yapay zeka kanun teklifi sunulmuş olsa da bunların hiçbiri henüz yasalaşmadı. Süreçte üç farklı teklif ilerledi; bunlardan biri 2024 yılına, diğerleri ise 2025'te Ceza Kanunu ve 5651 sayılı Kanun'a odaklandı.
Özel bir yapay zeka mevzuatı yürürlüğe girene kadar, bu teknolojinin doğurduğu hukuki sorunlar mevcut düzenlemeler üzerinden çözülmeye çalışılıyor. Uygulamada KVKK olarak bilinen Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Türk Ceza Kanunu, 5651 sayılı Kanun ve genel sorumluluk hükümleri bu boşluğu doldurma işlevi görüyor.
Ancak uzmanlar, bu dağınık çerçevenin uzun vadede yeterli olmadığına dikkat çekiyor. Yapay zekanın kendine özgü riskleri, mevcut kanunların öngörmediği yeni durumlar yaratıyor ve bu da özel, bütünlüklü bir yasal düzenlemeyi giderek daha acil bir ihtiyaç haline getiriyor.
Strateji ile hukukun buluşması
Bu hukuki hazırlık, ülkenin daha geniş stratejik hedefleriyle de örtüşüyor. Nitekim 18 Ağustos 2026'da Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle Türkiye'nin 2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı yürürlüğe girdi ve bu plan insan odaklılık, güvenilirlik ve dijital egemenlik ilkelerine dayandırıldı.
Böylece Türkiye, bir yandan yapay zekanın ekonomik potansiyelini büyütmeye çalışırken diğer yandan bunun hukuki ve etik zeminini inşa etmeye yöneliyor. Stratejinin başarısı, büyük ölçüde bu iki kolun, yani yatırım ile düzenlemenin eşzamanlı ve uyumlu şekilde ilerlemesine bağlı olacak.
Önümüzdeki dönemde asıl sınav, raporda çizilen bu vizyonun gerçek bir yasaya dönüşüp dönüşmeyeceği olacak. Eğer öneriler somut mevzuata evrilirse, Türkiye yalnızca teknolojiyi kullanan değil, aynı zamanda onu kendi hukuki normlarıyla yöneten ülkeler arasında sağlam bir yer edinebilir.






